HERCAİ-KARDELEN

20/7/2008 - BALAYI TADINDA EVLİLİK

Kategori: COCUK VE AILE

  Evliliğiniz "balayı" tadında yaşansın istiyorsanız...
 
Hayalinizin erkeğiyle, hayallerinizi süsleyen bir evlilik yaptınız... Peki, bu evliliği hayal pembesi tadında devam ettirmek için nelere ihtiyacınız var? İşte yanıtı...

Eleştiri

"Sen hep böylesin. Zaten bir gün bile olsun beni dinlemedin. Hep bağırıyorsun. Beceriksizsin. Filanın eşinden ibret al. Beni üzmekten zevk alıyorsun" şeklindeki ifadeler, eşi suçlayıcı, yargılayıcı ve kırıcı eleştirilerdir. Oysa iletişimde "ben" dilini kullandığımızda eşimize şöyle diyebiliriz: "Ben bu sözünden veya davranışından dolayı çok üzüldüm, hayal kırıklığı yaşadım." Bu ifade daha yumuşak olduğundan, ayrıca kişide oluşturduğu duyguyu da olaya yansıttığından eşi olumlu yönde etkileyebilir.


Genelleme


"Hep böylesin. Böyle yaparsın. Zaten senden başkası da beklenmez. Bencilsin. Hiç değişmiyorsun. Bu huyunu annenden, babandan kapmışsın. Bir gün de iyi yanını göremeyecek miyim?" tarzındaki ifadeler, eşi bir kalıba sokan ve damgalayan ifadelerdir. Mantıksal olarak düşündüğümüzde, madem ki eşiniz söylediğiniz gibi "hep öyle", yıllardır değişmiyor; peki siz ne oranda değiştiniz? İşe kendinizi değiştirmekle başlayın.


Aklını okumak


Evlilikte ilişki bozulmaya ve mutsuzluk ortaya çıkmaya başlayınca araya mesafeler girer. Sürekli kavga, üzüntü, bir noktada çiftleri sessizliğe ve kendi dünyalarına iter. Fakat burada sözlü iletişim yerine sözsüz iletişim, yani davranışlardan anlamlar çıkarıp, eşi yargılama süreci başlar. "Hah yine kızdın. Bakışlarından anladım. Sen öyle demek istemedin. Senin kafanın içinde neler var, çok iyi biliyorum." Tarzındaki yaklaşımlar, eşin jest ve mimiklerinden, hal ve hareketlerinden anlamlar çıkarmaya yöneliktir.


İşi yokuşa sürmek


Zamanla eşlerden birinde olumlu bir değişiklik olmuştur veya gittikleri doktor dinlenilmiş ve kişi olumsuz bir davranışından vazgeçmiştir; diğer eşin: "10 yıldır sana söyledim, ama beni dinlemezsin; sonunda dediğime geldin. Başkası deyince daha mı kıymetli oluyor?" biçimindeki konuşmaları, eşi üzen ve geriye döndürebilecek tarzdadır. Oysa; "Bu değişiklikten dolayı çok mutluyum, sevinçliyim. Gel beraber plan yapalım; başka nelerimizi değiştirebiliriz, onları konuşalım" tarzında bir diyalog kurulursa olumlu değişiklik pekişir ve devamı için de teşvik edilmiş olunur.


Geçmişi hatırlatmak


Herkesin evliliğinde, geçmişte yaşadığı olumsuz bir anısı vardır. Aile kavgaları, kırgınlıklar, ihanetler, küçük düşürmeler ve hayal kırıklıklarıdır. Geçmişte yaşanan kötü anıyı sürekli gündeme getirmek sıkıntı doğurur ve sorunları pekiştirir.


Hep haklı olmak


Hatalar, yanlışlıklar iki taraftan da kaynaklandığı halde "Kim daha haklı?" diye adeta "mahkeme" kurulur. "Evliliğimiz boyunca kavgaları hiç ben
başlatmadım. Sen hep bana kötü davrandın, beni aşağıladın. Bütün sorunlar senden kaynaklanıyor." Bu tarz kalıp sözler, tıkanan evliliklerin klasik sözleridir. Oysa önce kendimize bakmamız ve "Ben nerede hata yapıyorum, yanlışım ne olabilir?" diye düşünmek gerekir. Sürekli karşı tarafı haksız görmek işin kolaycı yönüdür.


Sorumluluk


Aile yükünün tek tarafa yüklenmesi kişiyi aşırı strese sokup gergin ve öfkeli yapabilir. Bu yüzden hiçbir cinsiyet ayırımı gözetmeksizin yapılacak işleri ortaklaşa yapmaya gayret etmek gerekir. Diğer yandan, ilişkideki bozulmadan dolayı "Sen beni zorluyorsun, çıldırtıyorsun; bu yüzden öfkeleniyorum" yerine, "Seninle ilişkimde zorlanıyor ve bazen öfkemi kontrol edemiyorum" tarzında konuşulsa, kişi kendisini de ortaya koyuyor ve sorumluluğu paylaşmış oluyor; böylece eşi suçlamıyor, soruna dikkat çekip, üzerinde düşünülmesi gerektiği mesajını veriyor.


Mantıksal yaklaşım

"Ya bana iyi bir neden göster, söylediklerimi çürüt, ya da beni kabul et." Yaklaşımı evlilikle iş ilişkisini karıştırma yaklaşımıdır. Evlilikte roller, duygular, cinsellik ve birçok değişken rol oynar. Kendimizi "temize çıkarma"da mantık olayını ileri sürmek kendi kendimizi aldatmaktan ibarettir.


Sözünü kesmek


İletişimde en önemli husus, konuşan insanı sonuna kadar dinlemek, çok gerekliyse aralarda girmektir. Dinlememiz, anlamamız ve kendimizi anlatmamız gerekiyor. Bunun yolu da saygıyla dinlemek ve ses tonunu yükseltmemektir.


Terapist yaklaşımı


Eş, ne kadar ilgili ve tecrübeli olursa olsun, kendisini doktor yerine koymamalı; çünkü bir şey değişmez, eşi kendisini dinlemez ve dirençle karşılaşır. Bu yüzden "iyi bir eş, arkadaş, sevgili" nasıl olursa, ona öyle davranmalıdır.
alıntıdır...

1 YorumYorum yaz!Bağlantı

29/5/2008 - EVLİLİK İLİŞKİSİ

Kategori: COCUK VE AILE

Evlilik ilişkisini farklı kılan 14 özellik ne? 
Evlilik insan yaşamının farklı bir evresini oluşturmaktadır. Evlilikte sorunlardan kurtulmak ve evlilik ilişkisini farklı kılmak için 14 özellik.

 

 

 

 

 

Çift ilişkisi kendine özgü bir sistemdir ve yetişkin hayatın en zor ve karmaşık süreçlerinden biridir. Çift ilişkisini diğer toplumsal ilişkilerden ayıran bazı özellikler vardır. Bunlar:
1. Bu ilişki isteyerek yürütülen bir ilişkidir. Bu her iki kişinin de gerekli olan çabayı harcamasını içerir.
2. İlişkinin sağlıklı devamı için belirli özelliklere sahip olmasının yanı sıra esnek olabilmesi de önemlidir. Yeni gelişen durumlara çözümler ancak böyle geliştirebilir.
3. Çift ilişkisinin geçmişi, bugünü ve yarını vardır. Dolayısı ile geçmiş hikayeleri ile geleceğe bağlanır. İlişkinin şimdi de sağlıklı yürütülebilmesi için geleceğe yönelik planların yapılması önem taşır.
4. Farklı değer ve dünya görüşüne sahip iki kişinin bakış açısı ve geçmişlerinin birleşimi olduğu için her konu üzerinde konuşulup anlaşmaya varılması son derece önemlidir.
5. Çift ilişkisinde herkes diğer kişinin de gereksinimlerini göz önüne almalı ve birbirlerine destek olmalıdır. Yani her iki taraf hem alıcı hem verici olmalıdır. Bu ilişkinin dengesi açısından son derece önemlidir.
6. Çift ilişkisinde her iki tarafında bireyselliğine değer vermek önemlidir. Eşler birbirlerinin uzantısı değildir. Dolayısı ile birbirlerinin kişisel haklarını çiğneme özgürlüğünü eşlere vermez. Her iki tarafında bireyselliğine destek olunur ve destek verilirse ancak saygı çerçevesi korunabilir.
7. Evlilik ilişkisinin en önemli dinamiklerinden biri “kendi sınırları”nın olmasıdır. Bu sınırlar, ilişkinin korunmasını, gizliliğini (özelliğini), ve sağlıklı olmasını sağlar. Eğer bu sınırlar belirlenmezse bu durumda bireyler kendi ailesinin ve çevresinin müdahalesine maruz kalır ve bunları ilişkiye yansıtırsa sorunlar ortaya çıkmaya ve gittikçe çözümsüzlüğe doğru yol almaya başlar. 
8. Bazen çiftlerden birinin bazen de her ikisinin kendi ailelerine bağımlılıklarından ve kendi yetişkin olma süreçlerini tamamlayamamalarından kaynaklanabilir. Bizim kültürümüzde de çok yaygın olan aile büyükleri ve bazen kardeşlerin de aynı evi paylaşmaları bu konu ile ilgili zorlukların daha baskın olarak ortaya çıkmasını kolaylaştırabilir. Bu durumda çiftin ilişkisinin gelişimin zorlaşması kaçınılmaz hale gelebilir.
9. Evliliklerin sağlıklı yürütülebilmesi için diğer önemli bir unsur çiftlerin kişisel yetenekleri, becerileri, kişilikleri ve birbirlerinden beklentileridir. Sadakat, sorumluluk, duyarlılık, paylaşım, verilen sözlerin tutulması, hoşgörü, sabır gibi özellikler evlilik ilişkisi içinde yer alması uyumlu ve sağlıklı bir evlilik ilişkisine başlayıp sürdürebilmek için hayati önem taşıyan konulardır.
10. Eşlerin kendileri ve evlilikleri ile ilgili konularda birbirleri ile paylaşım içinde olmaları, alınacak kararlarda uzlaşabilmeleri ve birbirlerini duygu-düşüncelerini beklentilerini rahatlıkla konuşabilmeleri evlilik ilişkisinin sürdürülebilmesi açısından son derece önemlidir. Evlilikte karar alımında diğer eşin hiç söz hakkı olmadığı durumlarda ilişkinin olumsuz etkilenmesi kaçınılmazdır.
11. Eşlerin paylaşımını gerekli olduğu diğer bir alan da boş zaman etkinlikleridir. Bu tür etkinlikler, çiftlerin hoş vakit geçirmeleri kadar birbirlerini daha yakından tanıma, aralarında duygusal yakınlaşmanın sağlanması ve sağlamlaşması açısından da önemlidir. Ancak bu, eşlerin her zaman birlikte olmaları gerektiği biçiminde de yorumlanmamalıdır. Eşlerden her birinin bağımsız geçireceği zamanın olması, kendi özel ilgi alanlarına da zaman ayırması da önemlidir.
12. Eşlerin birbirlerinden aşırı beklentileri olduğu durumlar da evlilik ilişkisine zarar veren unsurlardandır. Özellikle de bir tarafın hep almayı isteyen dengesiz ilişkiler zamanla çok yıpratıcı süreçlere neden olabilmektedir. Çiftlerin bu konulardaki içgörüsü son derece önemlidir.
13. Her iki tarafın da eşit haklara sahip olmadığı ilişkilerde; kişilerarası dengeli ve insani değerler ekarte edildiği için genellikle bu konuda söz hakkına sahip olmayan eşlerde bir süre sonra psikolojik veya psikiyatrik rahatsızlıkların ortaya çıkma olasılığı artmaktadır. Böylece sözel olarak duyuramadığı sesini farkında olmadan bedensel rahatsızlık olarak ortaya koyabilme durumu söz konusu olabilmektedir.
14. Evlilik ilişkisinin şekillenmesinde çiftlerin yetiştiği ailelerin yapısı da önemlidir. Eşlerin farklı aile ilişki stilleri ve beklentileri yeni ailelerine de taşınır. Çünkü bireyler, ailelerindeki ilişki biçimini ve göreneklerini yeni ilişkilerine de yansıtırlar ve eşlerinden bu yönde beklentiye girerler. Ailelerde yeni çiftin ailesine sürekli müdahelelerde bulunurlarsa bu ilişkide ciddi güçlükler yaratabilir. Mesela, evlendikten sonra bile oğlunun evine gidip onun eşyalarını düzeltmeye çalışan anneler, sürekli kendilerini artık unuttuğu konusunda sitem edip her gün kendisini aramasını ya da eve gitmeden önce her gün kendi yanlarına uğramasını isteyen anne-babalar bizim kültürümüze hiç de yabancı değildir. Ama art niyet taşımayan bu taleplerin kendi çocuklarının evlilik yaşantısına nasıl zarar verdiğini görmezler sadece kendi özlemlerinin farkındadırlar.

alıntıdır...


yok YorumYorum yaz!Bağlantı

22/5/2008 - ÇOCUKLARDA UYUM VE DAVRANIŞ BOZUKLUKLARI

Kategori: COCUK VE AILE

Çocuklar her yeni gelişim dönemine geçtiklerinde yeni beceriler kazanırlar. Çocuğun edindiği her

yeni beceri beraberinde çözülmesi gereken bir sorunu da getirir. Gelişim dönemlerinde karşılaşılan sorunlar olağan ve geçicidir, ancak çocuk bu dönemlerde çevresindeki yetişkinlerin yanlış tutumlarına maruz kalırsa veya sorunlarını çözerken engellemelerle karşılaşırsa, dönemsel (olağan) diye nitelenen bu sorunların çözümü yeni gelişim dönemlerine ve çocuğun ileriki yaşlarına ertelenir. Bu durumlarda ortaya çıkan sorunlar uyum ve davranış bozuklukları olarak adlandırılır. Örneğin, çocuk, sosyal-duygusal gelişimi gereği yaşıtlarıyla oyun oynaması gereken bir yaşta, sürekli yalnız kaldıysa, ileride içine kapanık bir çocuk ve yetişkin olabilir; veya çocuk gelişimsel olarak kendi kendine üstünü giyinme ve yemek yeme davranışlarını yapabilecek becerilere sahipken, aile tarafından sürekli bu becerilerini sergilemesi engellendiyse, bu alandaki gelişimini farketmesi ileriki yaşlara kalacağı için yeni gelişim dönemlerinde ortaya çıkacak sorunlarla baş etmesi güçleşecektir. Baskıcı, aşırı disiplinli, aşırı koruyucu ve alaycı, aşağılayıcı aile tutumları da uyum ve davranış bozukluklarına yol açar. Uyum ve davranış bozuklukları yalnızca ailenin yanlış tutumlarına bağlı olarak gelişmez, çevresel faktörlere bağlı olarak da gelişebilir. Yangın, deprem, tüp patlaması gibi travmatik olaylar; evdeki kavga ve huzursuzluklar, aile içi şiddet gibi aile içi sorunlar; ölüm veya boşanma nedeniyle anne-babadan uzak kalma gibi kayıp ve ayrılıklar da uyum ve davranış bozukluklarına yol açan çevresel faktörlere örnek olarak verilebilir.
Çocuklarda görülen uyum ve davranış bozuklukları aşağıdaki gibi sıralanabilir;
- Altını ıslatma ve dışkı kaçırma
-Psikolojik kökenli kekemelik
- Parmak emme
- Tırnak yeme
- Fobiler ve korkular
- Yeme bozuklukları ve iştahsızlık
- Uyku bozuklukları
- Mastürbasyon (kendi kendini tatmin etme)
- İçe kapanıklık
- Çalma
- Yalan söyleme
- Aşırı hareketlilik
- Saldırganlık
- Saç yolma
- Uyur gezerlik
- Bağımlılık
- Aşırı inatçılık


Uyum Bozukluğu ile Normal Davranışı Birbirinden Ayırdetmek

Aileler genellikle, çocuğun gelişim dönemine bağlı olarak yaşadığı olağan sorunlarla, uyum bozukluğu olarak kabul edilen davranışlar arasında ayırım yapmanın zor olduğunu ifade eder. Anne-babalar için bu ayrımı sağlıklı biçimde yapmak çok zordur, ancak belirli kriterleri göz önünde bulundurarak en azından bir uzmana başvurmaları gerekip gerekmediğini tespit edebilirler.
Örneğin, alt ıslatma davranışını ele alalım. Birbuçuk yaşında tuvalet eğitimi almış bir çocuğun, ilk 1-1,5 sene zaman zaman altına kaçırması normaldir. İlk zamanlar çocuk kaslarını kontrol etmekte güçlük çekebileceği için tuvalet eğitimini takiben gece ve gündüz görülebilen alt ıslatma davranışı normal kabul edilmelidir. Çocuk 3,5-4 yaşından sonra da alt ıslatma davranışına devam ediyorsa bu davranış uyum bozukluğu olarak kabul edilebilir; çünkü artık yeni bir beceriyi (tuvalet eğitimi) kazanmak için gerekli olan adaptasyon süreci aşılmıştır. Bunun gibi, bebeklik dönemindeki parmak emme davranışı normal kabul edilirken, 1 yaşından sonraki parmak emme davranışı uyum ve davranış bozukluğuna işaret eder.
Anne-babaların çocuğun hangi yaşta karşılaştığı sorunların normal, kısa süreli ve geçici olduğunu tespit edebilmesi için bu konularda bilinçli ve bilgili olması gerekmektedir. Çocuk gelişimi ve eğitimi konusunda çok okuyan bilinçli aileler bile bu tip sorunları farketmekte güçlük çekmektedirler. Bu nedenle tüm anne-babaları insanın kişilik gelişiminde çok önemli olan 0-6 yaş döneminde 6 ayda bir bile olsa, çocuklarının gelişimlerini kontrol ettirmek, anne-babanın farkına varamadığı bir sorun olup olmadığını öğrenmek ve ortaya çıkabilecek olası uyum ve davranış bozukluklarına karşı önlem almak için bir psikoloğa başvurmalarında yarar vardır.

Uyum ve Davranış Bozukluklarının Tedavisi

Ailelerin uyum ve davranış bozuklukları konusunda çok bilinçli ve dikkatli olmaları, böyle bir sorundan şüphelendiklerinde bir uzmana başvurmaktan çekinmemeleri gerekir.Pskologlar, anne-baba ve çocukla yapılan ayrı ayrı görüşmelerle sorunun sebeplerini tespit ederler. Çocuğun yaş dönemine, sorunun çeşidine ve şiddetine göre aileye gerekli önerilerde bulunur ve gerek görürlerse çocukla belirli bir süre düzenli olarak görüşerek sorunun ortadan kalkmasını sağlarlar. Ailelerin de amacı uzmanların amacıyla paralel olmalıdır; amaç, davranış bozukluğunu ortadan kaldırmaya çalışmak değil, bu bozukluğu ortaya çıkaran sebepleri ortadan kaldırmaya çalışmak olmalıdır.

alıntıdır..

yok YorumYorum yaz!Bağlantı

<- Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Dünyada olamadığım anları mahşere bıraktım ben Söylediklerimden cok Sustuklarimda Sakliyim.. Ve Gizlediklerimde Gizliyim.. Beni anlamak için; Konustuklarimdan çok Sustuklarima kulak verin.. Aklım Sukütu Sever benim.. Çünkü çok agir ödeştik biz Hayatla.. Ben sonu Ölüm Noktali yollardan gectim.. Üç Noktalar Koymaz Bana.. .

Bağlantılarım

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
ÖZLEMHOBİ

Kategoriler